Sayfalar

17 Ocak 2018 Çarşamba

Karmakarışık Bir Senaryo: Black

Black Konusu: Kang Ha Ram ölmek üzere olan insanların arkasında gölge gören ve bu tuhaf güçten kaçmaya çalışan biri. İnsanları kurtarmakta başarısız olunca çareyi, bu gölgeleri görmesini engelleyen siyah güneş gözlüklerini takmakta bulur. Midesi aşırı hassas olduğundan ölülere bile bakamayan, başarısız dedektif Han Moo Gang'ın bedenini, 444 kodlu bir ölüm meleği ele geçirir ve bu ölüm meleği nam-ı diğer Black, kaçan partnerini başına bela olmaması için yakalamayı amaçlamaktadır. Bu sırada yolu Ha Ram ile kesişir ve kendini ölecek insanları kurtarmaya çalışırken bulur.

Romantik komedi zannederek başlamıştım diziye. Bayağı yanılmışım. Bu dizinin türü fantastik olur gizem olur, romantik dram olur hatta gerilim bile olur lakin romantik komedi olmaz. Kasvetli posteri gören herkes çakar mevzuyu ama yine de benim gibi yanılgıya düşenler olur belki diye uyarmış olayım. Eğlencem ben, aşk izlicem diyenler uzak dursun. Dizi son bölümlerde aşk kavramından -en azından benim bakış açımdan- o kadar uzaklaşmıştı ki aman kavuşan kavuşsun banane diyordum en son 😄
Başıma bir şey gelmeyecekse diziyi epey sevdiğimi söyleyeyim. Ama içim yanarak belirtmeliyim ki aşırı dozda mantık hatası içerdiği için potansiyeline ulaşamamış bir dizi Black. Kore dizilerinde mantık hatalarına, senaristlerin saçmalıklarına dizi güzelse göz yumarım genelde. Fakat Black'teki mantık hataları tolere edilemeyecek kadar fazlaydı. Mesela son bölümü izlerken içimden olsun ya yine de güzel diziydi diye geçirdikten beş dakika sonra öyle saçma bir şey oldu ki yok artık ya göz var izan var dedim. Mantık hatalarını yarıya bile düşürmüş olsalar en iyiler arasına girebilirdi oysa ki. Zamanında Sensory Couple dizisine meh amma saçmalamışlar diye burun kıvırmışken, Black için çok iyi bir dizi dersem çarpılabilirim. 

Bu dizi beni tam bir çıkmaza soktu anlayacağınız. Ne yerden yere vurabiliyorum ne de iç rahatlığıyla övebiliyorum. Hal böyle olunca izleyip izlememeyi tamamen size bırakıyorum. Diziyi sevenlerin sayısı da azımsanmayacak kadar çok diyebilirim.
Black dizisinin bir sürü iyi yönü de var tabi. Song Seung Heon ve karizması, Song Seung Heon ve sesi, Song Seung Heon ve siyah takım elbisenin içindeki müthişliği vs...Bu böyle uzar gider. Şaka bir yana senaryonun gerçekten zeki birinin elinden çıktığı belli. Teori üretmeyi, beyninizi zorlamayı seviyorsanız hoşunuza gidecek bir dizi zira fazlasıyla kafa karıştıran olayları bünyesinde barındırıyor. Başrollerin, kurtarmaya çalıştıkları insanların birbirinden gizemli, ilginç hikayeleri de insanı diziye bağlıyor. 

God's Gift'in senaristinden çıkma bu dizi de. O dizide bu kadar mantık hatası yoktu. Black dizisine dışarıdan müdahale edilmiş sanki. Hem bu kadar zekice hem bu kadar saçma şeyler aynı senaristin elinden çıkmış olamaz. Böyle yazınca da diziyi kötülemiş oldum. Tekrar belirteyim ben Black'i gerçekten sevdim sadece göz göre göre diziyi çok iyi ilan edemiyorum. 
Bölüm sürelerinin uzunluğu ve karmaşık yapısı nedeniyle art arda birkaç bölüm izlemek zor. Yine de ara vererek izlemenizi de tavsiye etmem çünkü sonrasında olayları bağdaştırmak güç oluyor.

Biraz da oyunculara değineyim. Song Seung Heon görünüş olarak da karakter olarak da müthişti. Bu adama bütün dizilerinde takım elbise giydirsinler bence. Go Ara'yı başta sevsem de dizi ilerledikçe karakterini, rol yapışını biraz itici buldum. Oh Man Soo karakteri ise son zamanlarda izlediğim en sevimli ikinci adamdı. Black'in ekip arkadaşları da çok sevilesiydi. 


Bu replikle de kore dizi filmleriyle ilgili bir tespit yapılmış aslında. Kore dizilerinde erkek karakterin saçının; karakterine, hayatına hatta yeteneklerine etkisini bilirsiniz. Başrol erkek, kötü ya da asi bir tipe dönüşecekse saçlar dikilir; iyi kalpli, kibar bir tip olunca da saçlar yatıştırılır. Sanki saçlar yatışınca sinirler de yatışıyor. Dedektiflik üzerine birkaç film izleyip oradaki karakterlerin saçının hep jöleli olduğunu gören Black de işin sırrının saç jölelemekte olduğunu fark ediyor. 😄

BİRAZ DA SPOİLER

Black karakterinin hemencecik iyi birine dönüşmek yerine, kişiliğinden ödün vermeyip kızın insanları kurtarmasını engellemeye çalışmasını bir ara sinirimi bozsa da gerçekçi ve yerinde buldum. Hayatını kurtardığı ilk insanı da yanlışlıkla kurtarmasına çok güldüm. Güneş gözlüğü takmanın gölgeleri görmeyi önlemesi baştan itibaren saçma bulduğum bir detaydı ama siyah giyinenlerde gölge görmeme daha da saçma geldi. Han Moo Gang'ı -Black- beyaz hastane kıyafetinde görmüştü halbuki. Neyse senarist mantıklı bir açıklama yapar dedim ama nerdee. Kaçan ölüm meleğinin Leo'nun içinde olması zorlamaydı. Kız Leo'da neden gölge görmedi o zaman diye hepimiz sorgulamışızdır herhalde. Son bölümde bari yapmasaydınız dediğim olay buydu işte. Son ile alakalı olarak mutsuz son olması beni pek rahatsız etmedi her zaman mutlu son göreceğiz diye bir şey yok. Ama o etkileyici sahnelerin üzerine Leo ve Ha Ram'ın yaşlılıklarını görünce gülmemi tutamadım. Gerçekten mi azıcık uğraşsaydınız bari :D Daha takıldığım bir çok şey vardı elbet çoğunu unuttum bile.



Man Ho'nun Man Soo'nun köpeğini öldürdüğü sahne, küçük iki çocuğun başına gelenler, Kim Joon'un annesinin kalbi için onu öldürmesi kan dondurucuydu. Kalp nakli yapıldıktan sonra başka bir kalbin bulunması çok üzücüydü. Man Ho karakterinden köpeği öldürdüğü sahnede o kadar nefret ettim ki anlatamam. Bir an dizi değil de gerçek olaymışçasına adamı dövmek istedim. Black'in kim olduğunu hatırladıktan sonra öz annesiyle olan sahneleri çok duygusaldı. Tacize uğrayan kadın ve kızının kurtarılması en sevdiğim yerlerden biriydi. Black onları bari kurtarsaydın demiştim zaten.

Black'in kızı kıskanmaları evlere şenlikti. Go Ara ile pek uyuşmamışlardı. Seung Heon tek başına çok iyi bir çiftti bence 😄 Adamın dizi boyunca kızı sakız diye çağırması ne kadar hoşsa kızın oppa deyip durması o kadar iticiydi.
Çok romantiksiniz Black Bey


SPOİLER BİTİŞİ

Üzerine yorum yapılabilecek o kadar çok sahne vardı ki hepsini yazsam destan olur herhalde. İzleyen varsa biraz da yorumlarda tartışabiliriz.

3 Ocak 2018 Çarşamba

Mim: 2018 Hedeflerim

Esseve Rin'e mim için çok teşekkür ediyorum ve mime geçiyorum.

Ben pek hedef belirlemeyi sevmem aslında (yerine getiremiyoo). Ama aklımdan geçirdiğim bazı hedefler oldu bu yıl için. Buraya yazarsam belki yapma isteğim artar (inanmayınn!)

1. YENİDEN KİTAP OKUMA ALIŞKANLIĞI KAZANMAK
16 yaşıma kadar gayet güzel kitap okuyan ben, bir anda eline bir türlü kitap alamayan birine dönüştüm. Yıllardır bu durumdan yakınır dururum. Arada aklıma eser, art arda birkaç kitap okur, sonra aylarca sayfa çevirmem. Bu yıl 19 kitap okudum ve inanın bu benim kaç senedir bitirdiğim kitap sayısına denk falandır. Yani bu sene çok da kötü değildim. Tek sorun bu kitapları iki aylık bir sürede falan okudum. Asıl istediğim düzenli kitap okumak galiba. Aylarca elime kitap almayıp bir anda peş peşe okumaktansa ayda 1-2 kitap okumayı yeğlerim. Bakalım bu yıl daha fazla çabalayacağım. Hedefimse 30 kitap okumak.

2. KLASİK KİTAPLARDAN EN AZ 5 KİTAP OKUMAK
Mesela bir Karamozov Kardeşler bir Diriliş okumak istiyorum artık.

3. BLOGA DÜZENLİ YAZI YAZMAK
Blog aleminin tembellerinden olduğum bariz sanırım. Beş buçuk yılda yazdığım yazıyı 1 yılda rahatlıkla yazan bir sürü blogger var halbuki. 3 yıl boyunca hiç yazmadım zaten. Tembelliğim dışında blog yazmamı engelleyen bir durum olmadığı müddetçe ayda en az 3-4 yazı yazmayı hedefliyorum. Son 3 aydır gayet iyi gidiyorum inşallah tekrar sıkılıp pes etmem.

4. GÜNLÜK BLOG İSTATİSTİKLERİNİ YÜZDE ELLİ ARTTIRMAK
Bu hedeften ziyade dilek galiba. Eylül ayında istatistiklerim aniden yarılara kadar düştü. Başta moralim çok bozulsa da şuan o kadar takmıyorum. 3 yıldır hiç yazmadığım halde bundan daha iyi görüntülenme alıyordum. Şu sıralar düzeldi biraz. Bir ara blogu yeni açtığım zamanlardaki istatistiğime kadar düşmüştü 😨 En azından eski görüntülenmeme tekrar ulaşmak istiyorum.
Biliyorum istatistik her şey değil. İyi istatistik alınca yazılarımın illa çok okunduğu anlamına gelmiyor bunu da biliyorum. Yine de motive ediyor ne yalan söyleyeyim :)

5. 50 FİLM İZLEMEK
Bunu görünce püü bir de bloğunun ismi filmkolik diyor diyebilirsiniz 😆 Blog ismi beni pek yansıtmıyor. İsmi koyduğum zamanlar izliyordum ama birkaç senedir doğru dürüst film de izlemez oldum. İsim uğursuz mu geldi acaba. Blog ismini daha önce değiştirmiştim zaten ikinci bir kez değiştirmek de istemiyorum. Kısaca alakasız da olsa idare edin beni 😃

6. DİZİ VE FİLMLERİ İNGİLİZCE ALTYAZIYLA İZLEMEK
Yıllardır hedefliyoruz hayırlısı.

Bir madde bile gerçekleştirebilirsem alkışlarınızı bekliyorum 😀

31 Aralık 2017 Pazar

Pazar 6'lısı: 2017'de Okuduğum En Güzel 6 Kitap

Sevgili Esseve Rin'in pazar altılısı etkinliği çok hoşuma gitse de daha önce hiç katılmamıştım. Bundan sonra daha fazla katılırım umarım^^

Son 4 yıl arasında en fazla kitap okuduğum yıl 2017 idi. Yine de üzülerek söylüyorum sadece 19 kitap okumuşum. 4 tane de henüz bitirmediğim -belki de yarım bıraktığım- kitap var.
Neyse lafı uzatmadan okuduğum az sayıdaki kitaptan, en iyiler olduklarını düşündüğüm 6 kitabı sizinle paylaşayım.

1. Afrikalı Leo - Amin Maalouf 

2. Labirent Ölümcül Kaçış - James Dashner

3. Yokyer - Neil Gaiman

4. Zümrüt Yeşil - Kerstin Gier

5. O - Stephen King

6. Dönüşüm - Franz Kafka


Afrikalı Leo, tarihi romanları sevenlerin keyifle okuyacağı bir kitap. Severek okudum. Amin Maalouf'un kalemini beğendim. Umarım tez zamanda diğer kitaplarını da okurum.

Ölümcül Kaçış, kitabını konu olarak çok ilgi çekici buldum. Labirent fikri epey hoşuma gitti. Diğer kitapları da iyiydi ama aynı zevki alamadım. Zaten seriye ilk kitabın konusu merak uyandırıcı olduğu için başlamıştım. Pegasus yayınlarına atıp tutuyordum ama gördüğünüz gibi iki tane kitap var listede 😅 Açıkçası bu kitapları okuma yaşımın geçtiğini düşünüyordum ama hala zevk alabiliyormuşum. Sevindim bu duruma. Ruhum o kadar yaşlı değilmiş demek ki 😊

Yokyer, Neil Gaiman'dan okuduğum ikinci kitap. Neil Gaiman'ı üniversitede keşfettim. Bu kadar geç keşfetmiş olmak üzücü. Şuan bu kadar sevdiysem, ortaokul-lise döneminde kim bilir ne kadar severdim. Neil Gaiman'ın kalemi çok çekici. Özellikle de benim gibi fantastik ve benzeri kitapları sevenlerin kaçırmaması gereken bir yazar. 

Zümrüt Yeşil ise Yakut Kırmızı serisinin son kitabı. İki yıl önce çok büyük merakla ve bayağı da kazık yiyerek ilk kitabı almıştım. Böyle ciltli falan bir de, beklentim nasıl yükselmişse okuyunca bu mudur çok basit bu kitap ama yaa diye isyan etmiş olabilirim. Devam kitaplarını satın almak yerine elime geçerse okuma kararı almıştım. Aslında hiç sevmemiş değildim. Karakterleri ve kitabın hafiften esprili dili hoşuma gitmişti. Ardından bu yıl merak edip devam kitaplarını okudum. Seriyi toplu değerlendirince epey sevdiğimi itiraf etmeliyim.

O, Stephen King'ten okuduğum 4. kitaptı. Sevdim. Ardından okuduğum Hayvan Mezarlığından ise pek hoşnut kalmadım. Yıllardır okumayı planladığım bir kitap olduğundan hayal kırıklığına uğradım galiba. Henüz tam anlamıyla beni tatmin eden bir King kitabı olmadı. Yeşil Yol çok güzeldi. Onu da filmini milyon kez izledikten sonra okudum. Dolayısıyla yeteri kadar etkilenemedim.

Dönüşüm, sayfa sayısından dolayı önyargılı olduğum bir kitaptı. Bu kadar kısa bir kitap en fazla ne anlatmış olabilir diye düşünüyordum. Ama gayet de çok şey anlatmış. Sade fakat etkileyici romanlardan.

29 Aralık 2017 Cuma

Zaman Yolculuğu Sevenlere Anime Önerisi: Steins;Gate


Stein;Gate Konusu
Kendini çılgın bilim adamı olarak tanıtan Okabe Rintarou, eski bir binada bir oda kiralar ve burada çocukluk arkadaşı Mayuri Shiina ve "Daru" lakaplı sapık bir hacker olan Hashida Itaru adlı lab üyeleriyle, "Geleceğin Aletleri" ismini verdikleri çeşitli icatlar yaparlar. İçine konulan muzları garip, yeşil bir jöleye dönüştüren "Mikrodalga Telefon" isimli alet de bunlardan biridir. Ama bu özellik mucizevi olsa da Okabe'nin bilimsel buluşlarına bir katkı sağlamaz ta ki lab üyeleri beklenmedik bir başarıya ulaşıncaya kadar. "Mikrodalga Telefon" geçmişe, tarihin akışının değişmesini sağlayan mesajlar gönderebilmektedir.

Anime 24 bölümden oluşuyor. Ova ve bir filmi de var. MAL top anime sıralamasında 4. sırada, en popüler animeler arasında ise 7. sırada. Çok beğenilen bir anime olduğu için uzun zamandır izleme listemdeydi zaten. Bilimkurgu seviyorsanız özellikle de zamanda yolculuk, paradoks ilginizi çekiyorsa Steins Gate'e mutlaka şans vermelisiniz.

Aslında anime, izlerken benim için güzel bir seyirlikten ibaretti. Hayal kırıklığına uğramamıştım fakat enler arasına girecek kadar müthiş de bulmamıştım. Atmosferini, konuyu, karakterlerini sevmiştim. Kafamda tasarladığım puan ise 8,5 civarıydı. Ama son birkaç bölüm o kadar hoştu ki 9 puan verdim. Anime sevenlerin izlemesi gereken bir anime olduğunu düşünüyorum. Yine de en beğenilenler arasında diye aşırı beklentilerle başlanmasını tavsiye etmem. Bu animeye has bir düşünce değil benimkisi. İzlediğimiz, okuduğumuz ne olursa olsun beklentiyi arşa çıkarmak çoğu zaman az da olsa hayal kırıklığına sebep oluyor bence.

Bu arada değinmeden geçemeyeceğim, animenin opening ve ending şarkıları çok güzeldi. Ben ki intro geçme tutkunuyum (:P) ilk iki bölüm sonrasında, openingi hiç atlamadan izledim. Sürekli kafamda opening şarkısı çalıp duruyordu. Ending de harikaydı. Neyse efenim sonuç olarak Steins Gate izleyin.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...