Sayfalar

22 Şubat 2018 Perşembe

Dizi Dosyası

Şuraya hedef belirleyip daha ikinci aydan cayan birini çizelim. Bu aralar o kadar hevessiz hissediyorum ki internette gezmek, dizi izlemek bile güzel gelmiyor. Ne ders çalışmak istiyorum ne bir şeyler yazmak. Tükenmişlik sendromu mu bu yoksa ehe. Kendimi ikna edip sonunda yazmaya başladım.  Daha fazla ara verirsem blogtan iyice soğurum diye korktum. İnsanın yazdıkça yazası geliyor sonuçta değil mi? Biraz kolaya kaçıp son zamanlarda izlediklerimi topluca yorumlamaya karar verdim.

Kore Dizileri
I Am Not A Robot
Piyasadaki birbirinden farksız diziler arasında ilaç gibi gelmiş olsa da, işte böyle diziler yapın bunları özledik dedirtse de ikinci yarıyı sürünerek izledim. Saçma konusuna rağmen bir sıcaklık vardı bir eğlenceliydi ne bileyim. İkinci yarı sıkılmamın iki nedeni var: dizinin drama bağlaması ve diziyi çok uzun bir süreçte izlemiş olmam. Yani sonuç olarak, kızın robot numarası yaptığı sahnelerde eğlensem de başroller çok sevimli olsa da çerezlikten öteye geçemeyen bir dizi oldu benim için. Yakıştırdığım çiftler yazısını şuan yazmış olsaydım bu çifti de alırdım listeye. 
MDL Puanım: 6.5/10

Black Knight
Yarımlar kervanına katılanlardan. 5 bölüm izleyip bıraktım. Beklediğimden daha iyi olsa da diziye devam edecek kadar sebep bulamadım. Konu ilgimi çekmedi e başrolleri de sevmiyorum zaten 20 bölüm tahammül edemeyeceğim belli olduğundan peşin peşin yarım bıraktım. İyi ki de bırakmışım. Yorumlardan anladığım kadarıyla bayağı çuvallamış.

Chief Kim
Sevilen bir dizi olduğundan izleme listemdeydi. Ben de severek izledim. Nam Goong Min de Junho da çok iyiydi. Boşuna en iyi çift ödülü almamışlar. Tek kusuru 20 bölüm olması. Kim Sung Ryong'un -anti kahramandan kahramana dönüşürken- şirketteki maceralarını izlemek pek keyifliydi. Yalnız ben daha komik bir dizi bekliyordum nedense. Pek gülmesem de eğlenerek izledim. 
MDL Puanım: 8.5/10

Radio Romance
Henüz 6 bölüm izlediğim için yorum yapmak için erken belki ama bu diziyi bitirirsem bilin ki Doo Joon kaynaklıdır. Yani bu adam bir tek bana mı bu kadar hoş, çekici geliyor merak ediyorum. Yavan bir senaryo, bol bol klişeler falan. Klişe bile olsa en azından ilk yarıyı eğlenerek izlemem gerek normalde. Daha ilk bölümleri bile sevmediysem geleceği pek parlak gözükmüyor diyebilirim. Ama 6. bölümde biraz daha ısındım sanki diziye. Bu kadar basit konulu bir diziyi sevmem için dizinin gerçekten eğlenceli olması, karakterlerinin sevilesi olması gerekiyor. Bakalım. Doo Joon harika.

Save Me
Üç bölüm izledim. Konusu çok ilginç geldiği için başladım ama şimdilik yarım kaldı. Kötü olduğundan değil.  Bir süre gerçekten Kore dizisi izlemek istemiyorum sadece . Üst üste çok fazla izledim ve bıktım. Radio'ya devam edeceğim, 6 bölüm izlemişken yarım kalmasın diye.  

Diğer Diziler
Brooklyn Nine Nine
Polis teşkilatında geçen 20 dakikalık komedi dizisi. Sitcomları çokk sevdiğimi belirtmiştim daha önce. Bölüm süreleri kısa, kafa dağıtmak için birebirler daha ne olsun. Tonla dizi dururken bu diziyi seçmemin en önemli nedeni henüz 5 sezon olması. 188 bölümlük The Office'ten, 9.sezonundaki Modern Family'den daha cazip geldi haliyle. Henüz 12 bölüm izledim ama şimdiden karakterleri sevmeye başladım. Pek kahkahalı geçmiyor ama epey eğleniyorum.

Rick and Morty - Stranger Things
Duymayan? İzlemeyen? Son sezonlarını izledim. Erteleyip duruyordum ama artık bittiler ve üzgünüm. Özellikle Stranger Things'ten hiçbir şey anlamadım su gibi akıp geçti sanki. Of doyamadım.

Esen kalın canlar.

31 Ocak 2018 Çarşamba

Kore Usulü Kara Komedi - Wise Prison Life


Wise Prison Life Konusu
Ünlü bir beyzbol oyuncusu olan Kim Jae Hyuk, kardeşine saldıran adamla kavga ettikleri sırada, adamın kafasına sert bir cisimle vurur ve komaya girmesine neden olur. Mahkemede, durumun nefsi müdafaanın ötesinde olduğu kabul edilerek Kim Jae Hyuk’a 1 yıl hapis cezası verilir. Joon Ho ise bir gardiyandır ve Jae Hyuk ile arkadaştır, hapishanede ona yardım etmek ister. Jae Hyuk’un hapishane yaşamının yanı sıra diğer mahkumların hayatını da izliyoruz. 

Jung Kyung Ho (Falling For Innocence, Cruel City), Krystal,  While You Were Sleeping’in ikinci adamı Jung Hae In, I Hear Your Voice dizisinin ve birçok yapımın kötü adamı Jung Woong In dizinin tanıdık isimlerinden bazıları. Başrolü ise daha önce Legend of the Blue Sea dizisinde Lee Min Ho’nun peşindeki dedektif rolünde izlemiştim.
Kadro seçimi çok başarılı, oyunculuklar muazzam. Sevdiğim o kadar çok karakter oldu ki...Teğmen Paeng’ini de, keş Han Yang’ını da, çılgın Kaist’ını da, gangster Min Chul’ünü de, alık beyzbolcü Kim Jae Hyuk’unu da ayrı ayrı sevdim, hepsine ayrı ayrı bağlandım. 
Dizi gerçekten bağımlılık yapıyor. Her bölümün tadı damağınızda kalıyor. Bölüm süreleri bir buçuk saat epey uzun, dizi bazen yavaş akıyor yine de tüm bunlara rağmen bir şekilde canınız sürekli Wise Prison Life çekiyor. Baştan sona dört dörtlük bir dizi. Gülüyorsunuz, ağlıyorsunuz, şaşırıyorsunuz...Herkesin içinde iyiliğin de kötülüğünde var olduğunu görüyorsunuz. İlmek ilmek işlenmiş, çok katmanlı bir dizi. Komedisini direkt sevdim çünkü Reply serilerinin senarist ve yönetmeninden çıkma bu dizi de. Meleme sesleri yerine kuş sesleri var bu kez. Reply serilerinden konu bakımından çok farklı olsa da genel özellikleri benzeşiyor. Komedi anlayışı, karakterlerin duygularını çok güzel yansıtmaları, basit görünen olayların arkasında bile bir derinlik olması dizinin, Reply serileriyle ortak yönlerinden bazıları. Mydramalist’te gözüm kapalı on verdim bu diziye çünkü sonuna kadar hak ettiğini düşünüyorum.

Burdan sonrası dizi hakkında detaylar ve kesitler içerdiğinden sadece izleyenlerin okuması önerilir




Bu replik diziyi özetliyor galiba. Kim Jae Hyuk dizi boyunca hapishanede istediği gibi at koşturdu 😄 Çok fazla sevdiğim sahne oldu hatırladığım kadarıyla yazmaya çalışayım. Jae Hyuk’un kendisi için hazırlanan doğum gününde isyan edişi, aslında kanser atlattığını öğrendiğimiz sahnede ağladım. Hücre arkadaşlarına yardım etmesini çok sevdim. 

 Ya şunların şebekliğine bak. Jae Hyuk’u başına bir şey gelmesin diye tuvalete bile yalnız göndermemeleri 😆 Nasıl koruyup kolladılar hayran kaldım. Han Yang bile keş haliyle her an tetikteydi. Sonrasında Jae Hyuk’un kafadarın beyzbolda yardım etmesini sağlayarak olayı çözmesi de güzeldi. Adamı bile aralarına kabul ettiler. 





Han Yang dizinin en sevilenlerinden biri oldu galiba. Ben de bayıldım kendisine. Ağzının hiç durmamasına ve bu sebeple sürekli milletten dayak yemesine çok güldüm. Başta Kaist ile uğraşıp dururken, ardından Jung Woo ile uğraşmaya başladı. Meğerse bizim keş çok eğleniyormuş bunlarla uğraşırken. Hapishaneden çıkınca tekrar uyuşturucu almasına çok içerledim ama ya. 
İlk bölümlerde hapisten kaçma ya da benzeri bir plan yapıyorlar zannederken tek dertlerinin sıcak sudan ramen yapmak olduğunu görünce ya bunlar nasıl suçlular böyle dedim. Jae Hyuk’un yeni hücre arkadaşları kim bilir hangi azılı suçlular çıkacak derken  pofuduk pofuduk tipler çıktılar.



Ben Kaist karakterini de Han Yang kadar eğlenceli buldum. Son bölümlerde de olmasını isterdim. Oğluna karaciğerini verdiği sahneler çok duygusaldı. Peltek peltek konuşmalarına bittim. Hatta bir yerde peltek konuştuğundan küfür etmesi çok koymuyor demişti biri ne gülmüştüm.







Teğmen Paeng karakteri o kadar tatlıydı ki... Onun da meğer farklı bir hikayesi varmış. Mahkumları yangından kurtarırken kolunu yakmış olması ve bir kişiyi kurtaramadığı için yarasından utanması ne kadar iyi biri olduğunun göstergesi. Mahkumlara küfür edip  durmasına rağmen her daim onları koruyup kollaması, gizli gizli onlara yardım etmesine bayıldım. Min Chul de en ponçik ganster olabilir. Sert, korkutucu görünümüne rağmen aslında oldukça naif bir kişiliğinin olması çok hoştu. 

Kardeşinin üst düzey fanlığı karşısında ağzı açık kalıyor garibimin.



Bu adamla Song Joong Ki hiç büyümeyecek galiba. Elli yaşlarında bile böyle sevimli görüncekler gibi.

Kim Jae Hyuk konuşunca tepkim 😆 Joon Ho ve Jae Hyuk arkadaşlığı çok güzeldi. Herkesle arkadaş oluyor diye Jae Hyuk’u kıskanıyordu bir de.

Tabiki tekmeyi yedi :D

Han Yang’ın ilaç alınca gayet aklı başında birine dönüşmesi herkesi şoka uğrattı. Ama biz onu manyak halleriyle sevdik. Eski haline dönünce sevinçten dans etmeye başlamaları 😄



Dizi boyunca adama aptal deyip durdular ya :D

Yazıyı burda noktalıyorum artık. Telefondan yazdığım için hatalarım olmuş olabilir affınıza sığınıyorum. Replikleri bile telefondan yaptığım için biraz zorlandığım bir yazı oldu eksiklerim çok ama yazıyı geciktirmek de istemedim. 
Esen kalın.

17 Ocak 2018 Çarşamba

Karmakarışık Bir Senaryo: Black

Black Konusu: Kang Ha Ram ölmek üzere olan insanların arkasında gölge gören ve bu tuhaf güçten kaçmaya çalışan biri. İnsanları kurtarmakta başarısız olunca çareyi, bu gölgeleri görmesini engelleyen siyah güneş gözlüklerini takmakta bulur. Midesi aşırı hassas olduğundan ölülere bile bakamayan, başarısız dedektif Han Moo Gang'ın bedenini, 444 kodlu bir ölüm meleği ele geçirir ve bu ölüm meleği nam-ı diğer Black, kaçan partnerini başına bela olmaması için yakalamayı amaçlamaktadır. Bu sırada yolu Ha Ram ile kesişir ve kendini ölecek insanları kurtarmaya çalışırken bulur.

Romantik komedi zannederek başlamıştım diziye. Bayağı yanılmışım. Bu dizinin türü fantastik olur gizem olur, romantik dram olur hatta gerilim bile olur lakin romantik komedi olmaz. Kasvetli posteri gören herkes çakar mevzuyu ama yine de benim gibi yanılgıya düşenler olur belki diye uyarmış olayım. Eğlencem ben, aşk izlicem diyenler uzak dursun. Dizi son bölümlerde aşk kavramından -en azından benim bakış açımdan- o kadar uzaklaşmıştı ki aman kavuşan kavuşsun banane diyordum en son 😄
Başıma bir şey gelmeyecekse diziyi epey sevdiğimi söyleyeyim. Ama içim yanarak belirtmeliyim ki aşırı dozda mantık hatası içerdiği için potansiyeline ulaşamamış bir dizi Black. Kore dizilerinde mantık hatalarına, senaristlerin saçmalıklarına dizi güzelse göz yumarım genelde. Fakat Black'teki mantık hataları tolere edilemeyecek kadar fazlaydı. Mesela son bölümü izlerken içimden olsun ya yine de güzel diziydi diye geçirdikten beş dakika sonra öyle saçma bir şey oldu ki yok artık ya göz var izan var dedim. Mantık hatalarını yarıya bile düşürmüş olsalar en iyiler arasına girebilirdi oysa ki. Zamanında Sensory Couple dizisine meh amma saçmalamışlar diye burun kıvırmışken, Black için çok iyi bir dizi dersem çarpılabilirim. 

Bu dizi beni tam bir çıkmaza soktu anlayacağınız. Ne yerden yere vurabiliyorum ne de iç rahatlığıyla övebiliyorum. Hal böyle olunca izleyip izlememeyi tamamen size bırakıyorum. Diziyi sevenlerin sayısı da azımsanmayacak kadar çok diyebilirim.
Black dizisinin bir sürü iyi yönü de var tabi. Song Seung Heon ve karizması, Song Seung Heon ve sesi, Song Seung Heon ve siyah takım elbisenin içindeki müthişliği vs...Bu böyle uzar gider. Şaka bir yana senaryonun gerçekten zeki birinin elinden çıktığı belli. Teori üretmeyi, beyninizi zorlamayı seviyorsanız hoşunuza gidecek bir dizi zira fazlasıyla kafa karıştıran olayları bünyesinde barındırıyor. Başrollerin, kurtarmaya çalıştıkları insanların birbirinden gizemli, ilginç hikayeleri de insanı diziye bağlıyor. 

God's Gift'in senaristinden çıkma bu dizi de. O dizide bu kadar mantık hatası yoktu. Black dizisine dışarıdan müdahale edilmiş sanki. Hem bu kadar zekice hem bu kadar saçma şeyler aynı senaristin elinden çıkmış olamaz. Böyle yazınca da diziyi kötülemiş oldum. Tekrar belirteyim ben Black'i gerçekten sevdim sadece göz göre göre diziyi çok iyi ilan edemiyorum. 
Bölüm sürelerinin uzunluğu ve karmaşık yapısı nedeniyle art arda birkaç bölüm izlemek zor. Yine de ara vererek izlemenizi de tavsiye etmem çünkü sonrasında olayları bağdaştırmak güç oluyor.

Biraz da oyunculara değineyim. Song Seung Heon görünüş olarak da karakter olarak da müthişti. Bu adama bütün dizilerinde takım elbise giydirsinler bence. Go Ara'yı başta sevsem de dizi ilerledikçe karakterini, rol yapışını biraz itici buldum. Oh Man Soo karakteri ise son zamanlarda izlediğim en sevimli ikinci adamdı. Black'in ekip arkadaşları da çok sevilesiydi. 


Bu replikle de kore dizi filmleriyle ilgili bir tespit yapılmış aslında. Kore dizilerinde erkek karakterin saçının; karakterine, hayatına hatta yeteneklerine etkisini bilirsiniz. Başrol erkek, kötü ya da asi bir tipe dönüşecekse saçlar dikilir; iyi kalpli, kibar bir tip olunca da saçlar yatıştırılır. Sanki saçlar yatışınca sinirler de yatışıyor. Dedektiflik üzerine birkaç film izleyip oradaki karakterlerin saçının hep jöleli olduğunu gören Black de işin sırrının saç jölelemekte olduğunu fark ediyor. 😄

BİRAZ DA SPOİLER

Black karakterinin hemencecik iyi birine dönüşmek yerine, kişiliğinden ödün vermeyip kızın insanları kurtarmasını engellemeye çalışmasını bir ara sinirimi bozsa da gerçekçi ve yerinde buldum. Hayatını kurtardığı ilk insanı da yanlışlıkla kurtarmasına çok güldüm. Güneş gözlüğü takmanın gölgeleri görmeyi önlemesi baştan itibaren saçma bulduğum bir detaydı ama siyah giyinenlerde gölge görmeme daha da saçma geldi. Han Moo Gang'ı -Black- beyaz hastane kıyafetinde görmüştü halbuki. Neyse senarist mantıklı bir açıklama yapar dedim ama nerdee. Kaçan ölüm meleğinin Leo'nun içinde olması zorlamaydı. Kız Leo'da neden gölge görmedi o zaman diye hepimiz sorgulamışızdır herhalde. Son bölümde bari yapmasaydınız dediğim olay buydu işte. Son ile alakalı olarak mutsuz son olması beni pek rahatsız etmedi her zaman mutlu son göreceğiz diye bir şey yok. Ama o etkileyici sahnelerin üzerine Leo ve Ha Ram'ın yaşlılıklarını görünce gülmemi tutamadım. Gerçekten mi azıcık uğraşsaydınız bari :D Daha takıldığım bir çok şey vardı elbet çoğunu unuttum bile.



Man Ho'nun Man Soo'nun köpeğini öldürdüğü sahne, küçük iki çocuğun başına gelenler, Kim Joon'un annesinin kalbi için onu öldürmesi kan dondurucuydu. Kalp nakli yapıldıktan sonra başka bir kalbin bulunması çok üzücüydü. Man Ho karakterinden köpeği öldürdüğü sahnede o kadar nefret ettim ki anlatamam. Bir an dizi değil de gerçek olaymışçasına adamı dövmek istedim. Black'in kim olduğunu hatırladıktan sonra öz annesiyle olan sahneleri çok duygusaldı. Tacize uğrayan kadın ve kızının kurtarılması en sevdiğim yerlerden biriydi. Black onları bari kurtarsaydın demiştim zaten.

Black'in kızı kıskanmaları evlere şenlikti. Go Ara ile pek uyuşmamışlardı. Seung Heon tek başına çok iyi bir çiftti bence 😄 Adamın dizi boyunca kızı sakız diye çağırması ne kadar hoşsa kızın oppa deyip durması o kadar iticiydi.
Çok romantiksiniz Black Bey


SPOİLER BİTİŞİ

Üzerine yorum yapılabilecek o kadar çok sahne vardı ki hepsini yazsam destan olur herhalde. İzleyen varsa biraz da yorumlarda tartışabiliriz.

3 Ocak 2018 Çarşamba

Mim: 2018 Hedeflerim

Esseve Rin'e mim için çok teşekkür ediyorum ve mime geçiyorum.

Ben pek hedef belirlemeyi sevmem aslında (yerine getiremiyoo). Ama aklımdan geçirdiğim bazı hedefler oldu bu yıl için. Buraya yazarsam belki yapma isteğim artar (inanmayınn!)

1. YENİDEN KİTAP OKUMA ALIŞKANLIĞI KAZANMAK
16 yaşıma kadar gayet güzel kitap okuyan ben, bir anda eline bir türlü kitap alamayan birine dönüştüm. Yıllardır bu durumdan yakınır dururum. Arada aklıma eser, art arda birkaç kitap okur, sonra aylarca sayfa çevirmem. Bu yıl 19 kitap okudum ve inanın bu benim kaç senedir bitirdiğim kitap sayısına denk falandır. Yani bu sene çok da kötü değildim. Tek sorun bu kitapları iki aylık bir sürede falan okudum. Asıl istediğim düzenli kitap okumak galiba. Aylarca elime kitap almayıp bir anda peş peşe okumaktansa ayda 1-2 kitap okumayı yeğlerim. Bakalım bu yıl daha fazla çabalayacağım. Hedefimse 30 kitap okumak.

2. KLASİK KİTAPLARDAN EN AZ 5 KİTAP OKUMAK
Mesela bir Karamozov Kardeşler bir Diriliş okumak istiyorum artık.

3. BLOGA DÜZENLİ YAZI YAZMAK
Blog aleminin tembellerinden olduğum bariz sanırım. Beş buçuk yılda yazdığım yazıyı 1 yılda rahatlıkla yazan bir sürü blogger var halbuki. 3 yıl boyunca hiç yazmadım zaten. Tembelliğim dışında blog yazmamı engelleyen bir durum olmadığı müddetçe ayda en az 3-4 yazı yazmayı hedefliyorum. Son 3 aydır gayet iyi gidiyorum inşallah tekrar sıkılıp pes etmem.

4. GÜNLÜK BLOG İSTATİSTİKLERİNİ YÜZDE ELLİ ARTTIRMAK
Bu hedeften ziyade dilek galiba. Eylül ayında istatistiklerim aniden yarılara kadar düştü. Başta moralim çok bozulsa da şuan o kadar takmıyorum. 3 yıldır hiç yazmadığım halde bundan daha iyi görüntülenme alıyordum. Şu sıralar düzeldi biraz. Bir ara blogu yeni açtığım zamanlardaki istatistiğime kadar düşmüştü 😨 En azından eski görüntülenmeme tekrar ulaşmak istiyorum.
Biliyorum istatistik her şey değil. İyi istatistik alınca yazılarımın illa çok okunduğu anlamına gelmiyor bunu da biliyorum. Yine de motive ediyor ne yalan söyleyeyim :)

5. 50 FİLM İZLEMEK
Bunu görünce püü bir de bloğunun ismi filmkolik diyor diyebilirsiniz 😆 Blog ismi beni pek yansıtmıyor. İsmi koyduğum zamanlar izliyordum ama birkaç senedir doğru dürüst film de izlemez oldum. İsim uğursuz mu geldi acaba. Blog ismini daha önce değiştirmiştim zaten ikinci bir kez değiştirmek de istemiyorum. Kısaca alakasız da olsa idare edin beni 😃

6. DİZİ VE FİLMLERİ İNGİLİZCE ALTYAZIYLA İZLEMEK
Yıllardır hedefliyoruz hayırlısı.

Bir madde bile gerçekleştirebilirsem alkışlarınızı bekliyorum 😀

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...